Maaş ve sosyal haklar iyi, peki biz mutlu muyuz?


#1

Geçenlerde bir yazı okudum. Sıkıntılarımız, problemlerimizin kaynağının kendimiz olduğunu sandığımızı ama aslında bunun sistemin ürettiği çaresizlik olduğuna dair bir yazı idi.

Yaklaşık 10 aydır bir işte çalışıyorum. Çalışma şartları, saatleri, ücreti iyi sayılır. Hatta bir çok yere göre baya iyi. Ama yine de bir şeyler eksik. Belki de mesleğimden (şehir plancı) ötürü yaşadığım sıkıntı. Okulda öğrendiğimiz şeylerin gerçek hayattaki yansımasının sadece rant üzerine kurulu olmasından kaynaklanıyor bu sıkıntı. Okuduğum yazı da 89-90 doğumluların ortak bir huzursuzluğundan ve omuzlarına yıkılmış bir yükten bahsediyordu. Bunu da şöyle açıklıyordu:

“Öncelikle bu yükün entelektüel bir yük olduğu fikri tartışmasız bir gerçek diye düşünüyorum. Yani, ben ve etrafımdakiler Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre tabana yakın insanî ihtiyaçlarını giderebilen kişileriz. Fizyolojik ihtiyaçlarımız, güvenlik gereksinimimiz, birçoğumuzun sevgi ihtiyacı giderilmiş halde; ancak öz saygı, bilişsel ihtiyaçlar (bilgiyle donanmak, yeni meydan okumalar, yeni şeyler öğrenmek) ve en önemlisi, kendini gerçekleştirme gereksinimi gibi daha üst noktadaki gereksinimler açısından yaşanan bir açlık söz konusu gibi.”

yazı başka bir dünya mümkün diyen bizlerin isyanının kolektif bir isyana neden olmasa da bireysel isyanlara neden olduğunu söylüyordu. Peki sizce bu bunalım hali nereye kadar devam edecek?
Maaşın, sosyal hakların, çalışma ortamının iyi olması mutlu olmamıza yeter mi? Yoksa daha fazlasına mı ihtiyaç duyuyoruz?

*Yazı için: http://www.diken.com.tr/genc-yetiskinlerin-neoliberal-yuku-erken-yorgunluk/


#2

Tabii ki daha fazlasina ihtiyac duyuyoruz. Duymaliyiz da…


#3

Ben de okumuştum bu yazıyı. Daha fazlasına ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Teknoloji hızla değişiyor, bugün bir alanda uzmanlaşmak geleceği garantiye almıyor maalesef. Değişiklik yapmamanın (aynı iş yeri, aynı sektör, benzer pozisyonlar. terfi etmeyi istemek zorunda mıyım mesela. Bir yere alışıp orada çalışmanın nesi kötü ya da?) çok itibarsız olması da bu duyguyu besliyor bence. Bilişim sektöründeyim ve üzerine çalıştığım uygulamanın gidişatını takip etmeye çalışıyorum. Henüz proje yapabilsek de 3 sene sonrası epey flu. Yerimde sayıyormuşum gibi hissedip paniğe kapılıyorum bazen,. İş arkadaşlarımla da bunu konuşuyoruz habire. Napıcaz biz? Sadece kendim için değil yöneticilerimin de bu konuda vizyon sahibi olması önemli. Dolayısıyla temel beklentilere ek olarak, kendini gerçekleştirme arzusu ya da bilişsel ihtiyaçların çalışanlar arasında yaygın olduğunu düşünüyorum.


#4

Bu yazıyı okuduğumda ben de aynı şeyleri düşünmüştüm. Çevremdeki herkeste bir yorgunluk var ama bu “işten” kaynaklı bir yorgunluk değil sanki. hiç kimse hiçbir şeyden memnun değil. Teknoloji ve hızlı tüketim kültürüne en güzel günlerimizin, gençliğimizin de AKP döneminde geçip gitmesi bunun en büyük nedeni galiba.


#5

Eline sağlık @tykhe uzun zamandır düşünüp de yazamadığım bir konuya değinmişsin. Durumum ülke koşullarına göre iyi sayılır, aldığımız on binlerce lira olmasa da gözümüzün tokluğundan mıdır nedir bu konuda dertli değilim. İyi dediğim maaş da patron için muhtemelen sadece bir akşam yemeği parası falandır :grin:

Ben bu mutsuzluğu maslow’un hiyerarşisine doğrudan bağlamıyorum. Güncel çalışma biçimleri bizim gibi “entelektüel” iş gücünü tatmin etmiyor, burası doğru. Bu tatmin arayışında teknik alanların her gün daha da boktan hale getirilmesinin de payı olabilir ama asli konu bu değil.

Emeğimizin, aldığımız eğitim sonucunda doğal olarak “entelektüel” iş gücüne dönüşmesi bizlerde bir topluma faydalı olma dürtüsü yaratıyor. Maslow’dan ayırdığım nokta burası. O meşhur piramite göre “kendini gerçekleştirme” iş yoluyla da olabilir. Mesleki olarak müthiş tatmin olursun, minik mutluluklar yaşayabilirsin ama asıl mutsuzluk sabit kalır. Çünkü hala emeğinin sonucuna yabancısın.

Bunu bekli emeğimizin ürünle yabancılaşması açısından da tartışmak lazım, bilmiyorum.

Bildiğim bişey var ki mevcut çalışma biçimiyle bu yabancılaşma ve mutsuzluktan kaçamayız. Sorunu çözmek için kökenine müdahale etmek lazım.
Zaten bunu bildiğimiz için hepimiz burada değil miyiz :grimacing:


#6

Bir arkadaşım bu konuya paralel sayılabilecek bir yazı yazmış. ilk okuduğumda diken’de yazan yazı aklıma geldi. Merak etme algımızı yitirmemiz üzerine bir yazı.

kabaca diyor ki " kediyi merak, insanı meraksızlık öldürüyor"

Yazı: Modern Ölü Canlar - https://nugunluk.com/2019/03/18/modern-olu-canlar/