Mumialardan mektuplar


#1

BirGün gazetesi hazırladığı “beyaz yakalılar ve kriz” dosyası için mumia.biz’e ulaşarak ekonomik krizin bizleri nasıl etkilediğini sordu… Biz de geri çevirmedik, hem @mumia_admin olarak düşüncelerimizi paylaştık, hem de krizden etkilendiğini buradaki paylaşımlarından bildiğimiz @Cyrano_de_Bergerac, @manik ve @mondikm’in hazırladığı mektupları ilettik.
İlgili dosya geçtiğimiz haftasonu yayınlandı. Kaçırmış olan mumialar için ilgili linki ve gönderilen mektupları paylaşıyoruz. Buyrunuz:

@mumia_admin’in mektubu:

Sevgili BirGün Gazetesi,

Biz “mumialar” olarak bir araya gelmeye başladığımızda (Mart 2018 gibi) çalışma yaşamlarımızın rutin dertleriyle tek başımıza boğuşmaktansa bir arada olmanın daha güçlü sonuçlar vereceğini düşünerek yola çıkmıştık. Ortak dermanlar arayacağımız dertlerimizin de ortak olduğunu görmek bunun önemli sebeplerinden biriydi. Upuzun fakat 45 saatten fazlası ödenmeyen mesailerin, kuş kadar maaşların, iş aramanın ve bulmanın zorluklarının, iş güvencesinin pamuk ipliğine bağlı olmasının, psikolojimizi bozan mobbingin veya sadece kadın olmanın başlı başına “parlak kariyer yolculuklarımızı” taşlı birer patikaya çevirdiğini üniversiteden mezun olduktan hemen sonra sert biçimlerde görebildik.

Çevremize baktığımızda ne mavi yakalılardan gördüğümüz sendika, ne de meslek örgütlerimizin bizimle, beyaz yakalıların konularıyla, hakkını vererek ilgilenemediğinin de farkına vardık. Kabahatin hepsini sendikalara ve meslek örgütlerine yıkmak tabi ki kolaycılık olur. Nihayetinde kapıdan kovulup bacayı zorlamışlığımız yoktu. Zaten meselemiz de kapıdan ya da bacadan girmek değildi, bir şekilde girmek istedik. Bugünkü sendikaların, meslek örgütlerinin kapısından girenlerimiz de kendini bir türlü buralara ait hissedemedi. O halde “iş başa düştü” dedik, çıktık kendi yolumuza. Bir arada hareket edebilmek için önce bir iletişim kurmak, birbirimizden haberdar olmak lazım dedik; “Meslektaşa E-mail” yazılarıyla başladığımız ağ tartışmasını mumia.biz internet sitesinde elle tutulur bir hale büründürdük.

Bugün ise en başta saydığımız her durum hala geçerli olmakla beraber; devasa miktarda artan işten atılma vakaları, kapanan işyerleri, zorunlu ücretsiz izinler, enflasyon karşısında eriyen maaşlar, işyerlerinde azalan çalışan sayısından dolayı daha da uzayan mesailer, piyasanın tüm gerginliğini ensemizde hissettiren baskılar bizim için günlük rutinin birer parçası haline geldi.

Peki, beyaz yakalının geneli buna nasıl reaksiyon gösteriyor? Öncelikle tepkili. Bir sokak röportajındaki sempatik amcamız gibi “Aşırı tepkili”. Kahvesini yudumlarken, ofis dedikodusunu yaparken, sosyal medyada takılırken hep tepkisini dışa vuruyor. Fakat çuvaldızı kendimize batırmak gerekirse, henüz durumun vahametini kavrayamamış olanlarımız işten atılmak söz konusu olduğunda ise bunu kendine hiç konduramıyor. İşten çıkarılan bir mesai arkadaşı olduğunda performansını, işe geç gelmesini, üstlerine çok itiraz etmesini, belki de görevini kötüye kullanmış olma olasılığını aklına getiriyor. “Şirket böyle bir karar vermişse bir sebebi vardır” diye aklından geçiriyor. Böyle düşünmesinin tek suçlusu da beyaz yakalının kendisi değil. Belki daha genç ergenlik yıllarından beridir eşsiz, biricik ve çok değerli olduğu aşılanıyor; hayatını kurtulmasının yolu sıra arkadaşını (bugün de mesai arkadaşını) rekabette mağlup etmekte olduğu öğretiliyor… İşe başladıktan sonra ise teknik/akademik yetkinliklerinin kendisini saha yerine ofiste konumlandırmasının özgüveni ekleniyor, çünkü hazırladığı excel tablosunun şirketin vereceği milyon Euro’luk kararları yönlendirdiğini düşünüyor. Durumun vahametini kavramış olanlarımız ise çoktan irili ufaklı gruplarla bir araya gelmeye başladı bile.

Mühendis Mimar Ağı (www.mumia.biz), bu ekonomik krizin etkileri azalsa bile tamamen bitmesinin tek yolunun bir arada olmaktan geçtiğini bilenleri bir araya getirmeye çalışıyor.Ağın gizlilik ilkeleriyle beyaz yakalıların kimliklerini olası ispiyon girişimlerine ya da güvenlik soruşturmalarına karşı koruma güvencesi vererek, cesurca bildiklerini birbirleriyle paylaşmalarını sağlıyor. Bir araya gelmekten geçen bu yolun nereye çıkacağına ise “mumiaların” kendileri karar verecek.

Sadece meslektaşlarımızı değil, tüm beyaz yakalıları (BirGün çalışanlarını da :slightly_smiling_face:) “mumialaşmaya” davet ediyoruz, dertlerin dermanı mumia.biz’de…

@manik’in mektubu:

Sevgili Birgün Gazetesi,

​28 Yaşındayım, kadınım ve bilgisayar mühendisiyim. 3 yıl önce yoğun iş arayışına başlamama rağmen 2 yıldır aktif olarak çalışıyorum. Öncesi hep mülakat; uzun çalışma saatleri (!esnek çalışma) ve düşük ücret vaadi.

​Zaten zar zor kendimi atabildiğim bir işte, çok iş, az para ve üzerine hakaret durumundan kaynaklı çok duramadım. Ama hemen sonra girdiğim bir işte (1 buçuk yıl önce) rahat edeceğimi düşünmüştüm. Sonuçta oldukça kurumsal bir şirketti. Zaman geçtikçe toplu işten çıkarmalar hemen ardından düşük ücretlerle işe alımların olması, bazı projelerde gidenlerin yerine yeni istihdam sağlanmaması buna bağlı olarak iş yükünün artması, insalıktan çıkaran ve aylarca bitmeyen fazla mesailer ve komik karşılıkları, stresin artması ama yan hakların azalması hatta yemek ücretinde azaltma gibi kazanılmış hakkın gaspı … gibi süreçler yaşadım.

​Tabi ki işten başımı kaldırabilirsem yeni işler de aramaya çalıştım. Aylarca açık kalan pozisyonlardan işe alımların durduğunu anladım. Sektördeki büyük şirketlerin %50-60 oranında küçülmeye gitmesi ve işsiz meslektaşımın sayısının artmasının hiç birimiz için iyi sonuçlar doğurmayacağını da biliyorum.

​Ama bunların yanında, şirketteki “kahve yaptırma” çabalarına karşı durmam :) , cinsiyetçi espirilere nasıl tepki verebileceğimi bilmem, fazla mesaiden kaçma yollarını öğrenmem ve haklı fesih yoluyla* ocak ayında işten ayrılmam, yanlız olmadığımı benzer hatta çoğunlukla aynı problemleri yaşadığımızı mumia.biz’de görerek olmuştur.

*Fazla mesailerimin ödenmemesi ve ısrarım karşısında tehdit edilmem haklı fesih gerekçemdir.

@Cyrano_de_Bergerac’ın mektubu:

Sevgili Birgün Gazetesi,

Maden mühendisiyim. Beş yıldır inşaat sektöründe çalışıyorum. Son çalıştığım firmanın taşrada bir şantiyesinde orta düzey yönetici pozisyonuna karşılık gelen, sorumluluğumda yürütülen operasyonun kısım şefiydim. Çalışma ortamı Türkiye’deki inşaat şantiyelerinin genel durumunu yansıtır şekildeydi. Sezonluk istihdam ve kısıtlı iş güvencesi koşulları hakimdi. Kriz ilkin inşaat sektöründe patlak verdiği için, ilk etkilenen grup olarak her şeyle herkesten önce yüzleştik diyebilirim. Henüz 2018 Kasım’ında işten çıkarmalar başlamıştı örneğin, herkes bu dalganın süreceğini daha kriz Türkiye ölçeğinde konuşulmazken hissediyordu. Çok geçmeden benim de işime son verildi, şantiye kapatıldı. Şahsen bu süreci tam da Türkiye’nin güncel çalışma hayatına yaraşır şekilde, en korkunç haliyle yaşadım. Bir rahatsızlığımdan dolayı aldığım rapor ve ardından aldığım ücretli izin, doğrudan idare tarafından onaylanmasına rağmen, arka planda hazırlanmış üç günlük şahitli bir tutanakla feshedildi, tarafıma devamsızlıktan haklı fesih uygulandı. Başka çalışanlar da benzer şekilde yaşadı bunu. Hatta sonraları birçok başka firmada, örneğin İstanbul’da kallavi metro işlerini yüklenmiş yandaş firmalarda yaşanan toplu işten çıkarmaları görünce, halimize şükreder olduk. Dolayısıyla, hak gaspları, işten atmalar, ücret kayıpları çalışma yaşamının bir parçası haline geldi, bununla mücadele etmenin olanakları ise kısıtlanmaya devam ediliyor. Özellikle beyaz yakalı kesimde bu eksikliğin çok daha yoğun olduğunu düşünüyorum ve yavaş yavaş bir ihtiyaç da açığa çıkarıyor. Mumia ile böylesi bir süreçten sonra tanıştım ve şaşırtıcı şekilde kendi yaşadığım süreçlere çok benzer durumlarda birçok insanla temas kurdum. Bunu sadece yüzleşilen sorunların ortaklığı üzerinden söylemiyorum, eskiye göre çok daha belirginleşen bir örgütlenme ihtiyacı gelişiyor ve bunu karşılayabilecek, derleyip toparlayacak ölçekte olmasa da, irili ufaklı birçok beyaz yakalı örgütü toparlanıyor. Mumia olarak bunların hepsiyle temas kurmaya, Mumia’yı bir iletişim zemini olarak kullanmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Önemli bir mesafe kat ettiğimize inanıyorum, zira hem webdeki görünürlüğü, hem de Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa gibi illerde yaptığımız açık toplantılarda, katıldığımız etkinliklerde ‘daha fazla mumialaşmaya’ yönelik eğilim günden güne artıyor. Bununla birlikte, sadece mühendis, mimar, şehir plancıları ölçeğinde değil, birçok alanda çalışan beyaz yakalılar ilgi gösteriyor. Bu da krizin ve ona ilişkin çözüm önerilerinin daha geniş ölçekte örgütlenmesinin daha doğru olduğunu gösteriyor.

@mondikm’in mektubu:

Merhabalar sevgili Birgün gazetesi

Şehir plancısı bir kadın ve 28 yaşında. Son zamanda çalıştığıiş yerinden tam da bu sebepten dolayı işten atılmış ve hayatta kalma mücadelesi veren bir beyaz yakalı(!).

Şehir planlamanın ve plancılığın aslında bir rant ağı olduğu, belediyelerin kibarca referans dedikleri şeyin aslında Ankara’da bir abinin olması gerektiği ile mezun olur olmaz tanışmış bir plancı.

Özel sektörden de ekmeğimizi kazanırız ya deyip İstanbul yolunu tutmuş bir plancı… Ancak bu sefer de cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan bir kadın. Ve beraberinde gelen kadın mücadelesi.

Zorlu yaşam koşulları, maddi problemler, aile baskısı, çevre baskısı iş bulma kaygısı, aynı zamanda da kadın mücadelesi tüm bunlar bir araya geldiğinde aslında “böyle hayat mı olur” deyip aklından çılgın fikirler geçiren bir kadın şehir plancısı.

Ne zamana kadar bu böyle gidecek deyip uzaklara dalıp gitmeler, ruh halinin yavaş yavaş dibe vurduğu dönemler…

Tüm bunlara rağmen neyse hayat güzeldir falan filan deyipkendini avutma çabaları ve yeni iş arayışları, yeni sınavlar, yeni iş görüşmeleri. Stresler biz sizi ararız deyip de bir daha asla dönmemeler sürekli yenilen portfolyolarJ

İş var diye çağrılınca mutlu olan ancak karşısına 1-2 aylık arazi işi çıkması ve işsizlikten iyidir ya deyip başlaması ve kısa sürede işin bitmesi ve tutunamayanlar kervanına katılarak memleketine dönmek zorunda bırakılan bir plancı.

Neyse hala umut var deyip başka alan arayışları.

Bir arkadaşının tavsiyesi ile , “Gayrimenkul alanı iyidir” “kesinlikle daha çok iş var” denmesi Ancak sınavı geçersen!!! Uzun çalışmalar ve yatırılan paralar (sınavına ayrı, belgesine ayrı, üyeliklere ayrı) spk ( sermaye piyası kurulu) dedikleri dipsiz bir kuyu aslında…

Neyse uzman da oldu ee iş???

Bu sefer de gayrimenkul sektörü battı. Nereye elini atsakuruyor mu yoksa memleket mi kurudu? Memleket mi yangın yeri.

Batan inşaat sektörü, gayrimenkul sektörü, ve önünü görememek.

Bir umut diye çıktığı yolda ücretli öğretmenlik yaparak hayatta kalmaya çalışan bir kadın, bir şehir plancısı ve gayrimenkul değerleme uzmanı.

Karar sizin dostlar….